Eroğlu Mühendislik İnşaat Otomotiv Enerji Ticaret Ltd. Şti bünyesinde bulunan Hidrogaz Yakıt Sistemleri Ar-Ge Genel Müdürü mühendis Fazlı Eroğlu ile ”Türkiye’de ve dünyada üniversiteler ile sanayinin iş birliği” üzerine sohbet ettik.

Sanayi sektöründe teknolojinin önemini ve bilginin üretilmesinde üniversitelerin yerini vurgulayan Eroğlu, röportajda özellikle ülkemizde üretim ve bilgi arasında yeterli iş birliği, dayanışma olmadığına işaret etti.

”Üniversite İle Sanayi Arasında İşbirliğini Tesis Edemezsek, İşletmeler 30-50 Yıl Sonrasını Göremez”

Türkiye’de üniversiteler ile sanayinin iş birliği sizce yeterli mi?
Toplumların kültürel, bilimsel ve teknolojik anlamda gelişimi için, eğitim kurumlarının özellikle üniversitelerin yeri ve konumu son derece önemlidir. Üniversiteler teknoloji üretiminde temel faktör olan, “bilginin üretilmesi” gibi bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu kuruluşların bilgi birikiminden ve teorik yapılanmalarından sanayi kesiminin faydalanmasının yanında, sanayi isletmelerinin de pratik uygulamalardaki bilgi ve tecrübe birikimlerinden üniversitelerin faydalanarak, fonksiyonel faaliyetlerini geliştirmeleri gerek-mektedir.
Türkiye’de teknoloji alanında, yeni mal ve hizmet üretimi konusunda üniversiteler ile sanayinin, üretim ve hizmet sektörlerindeki işbirliğine dayalı faaliyetlerinin yeterli düzeyde olmadığı görülmek-tedir. Sanayi ve hizmet sektörlerinin üretimlerde özgün, yeni bilgi ve teknolojiye dayalı yapılanmada olmadıkları, Ar-Ge birimlerinin olmayışı yeni bilgi ve teknolojileri geliştirme konusunda üniversi-telerden talepte bulunmadıklarından üniversi-telerde de sanayi ve hizmet sektörünün öncelik-lerine dayalı bir yapılanma ve uzmanlaşmanın yeterince oluşmadığı görülmektedir. Ancak, ilgili sektörlerin dünya çapında rekabet ortamında bu tür ihtiyaçları hissetmeleri ve ayakta kalabilmeleri için üniversite-sanayi işbirliğini kaçınılmaz hale getirmiştir.

Sizce günümüzde bilgi ve teknoloji üretmenin önemi nedir?
Globalleşen sermaye ve buna bağlı olarak yoğun bir şekilde yaşanan rekabet ortamı, her konuda sonsuz bir yarışı zorunlu kılmaktadır. Şirketler ya da milletler bazında bu yarışta önde olmanın temel koşulu bilgi ve teknoloji üretmektir. Bu ortamda yoğun bilgi üretimi rekabeti etkileyen temel faktördür. Çalışan ve üretenlerin teknolojik yeniliklere paralel olarak bilgi ve beceri düzeylerini yükseltmeleri rekabet üstünlüğü sağlayacaktır.
Böylece küreselleşen dünyada, uluslararası rekabette eğitim ve beraberinde sanayi destekli teknolojik uyum son derece stratejik bir önem kazanmaktadır. Globalleşme ve paralelinde yaşanan rekabet şartlarında şirketlerin ya da milletlerin, varlıklarını korumak ve rekabet üstünlüğü sağlayabilmek için, yeni teknoloji üretmekten ve teknolojilerin en rasyonel biçimde kullanılmasını sağlamaktan başka çıkar yolları bulunmamaktadır.

Dünyada üniversite-sanayi işbirliğine ilişkin örnekler verebilir misiniz?
Üniversite sanayi işbirliğine en güzel örneği Japon Toshiba şirketini verebiliriz. Japonya’nın uluslararası şirketi olan Toshiba’nın temelleri 1875’te atıldı. Bu şirket 1967’de ilk otomatik posta kodu okuyucusunu üretti. Bunu 1970’teki ilk renkli videolu telefon üretimi, 1995’te dünyanın ilk DVD oynatıcısı ve ilk dizüstü bilgisayarının üretimi izledi.
Toshiba’nın, bugün geldiği nokta itibarı ile Ar-Ge’ye yılda 2,7 milyar dolar yatırım yaparak Japonya’nın bilim ve teknoloji politikasının oluşturulmasında çok büyük katkılar sağladığı gibi yaklaşık 40 ülkede sahip olduğu 100’ün üzerindeki alt şirketi ile uluslar arası arenada yerini almış, Japonya’da 19 üniversite ile sürdürdüğü Ar-Ge işbirliğinin yanında birçok yabancı üniversitelerle işbirliğine giderek çeşitli alanlarda Ar-Ge çalışmalarını yürüttüğü görülmektedir.

Üniversite-sanayi işbirliğine neden ihtiyaç vardır?
Eğer dünyada var olmak ve kendi ürettiğini satmak isteyen bir şirket olmak istiyorsanız üniversiteler ile işbirliğine gitmeye mecbursunuz. Bunun nedenleri çoktur. Birincisi, teknolojinin her alanda, tarihte daha önce hiç olmadığı kadar hızlı gelişmesi sonucunda oluşan rekabete ayak uydurmanız gerekir.
İkincisi, aynı alanlarda faaliyet gösteren rakiplerinizden hızlı olmazsanız patentleşebilecek pek çok temel teknolojiyi onlara kaptırabilirsiniz. Bu da rekabetçiliğinizin birkaç yıl içinde yok olması anlamına gelir. Böyle bir sonla karşılaşmamak için tüm şirketler üniversitelerin teknoloji üretme potansiyellerinden faydalanmak zorundadırlar.
Üçüncüsü finans ve Ar-Ge elemanı sorunudur. Hiçbir şirket artık temel bilimlerde araştırma yapamıyor. Fizik ve kimya gibi bilimlerdeki hızlı gelişme, özel alanlar oluşturulmasına neden olmuştur. Bu konularda araştırma yapabilecek insan kaynağı bulmak ve laboratuarlara yatırım yapmak bir şirket için büyük maliyetler gerektirmektedir.
Dördüncü olarak, öğrencilerin üniversitelerden sadece teorik bilgiler edinerek mezun olmamaları gerekiyor. Bunların iş dünyasının içerisine d âhil edilmelerini sağlayarak teorik bilgilerini uygulama imk ânını vererek “yapabilecekleri araştırmaların sonuçlarını daha çabuk almalarına imk ân verilmelidir. Üniversite sanayi işbirliği olmazsa hiçbir işletme 30-50 yıl sonrasını göremez.

Genel anlamda üniversite-sanayi işbirliği nasıl sağlanabilir?
Üniversite ve sanayi temsilcilerinin proje oluşumundan sonuca kadar beraber çalıştıkları ve projede eşit söz hakkı elde ettikleri “ortak araştırma projeleri”, projeyi tamamen sanayicinin tasarladığı ve üniversitelerin uygulayıcı olarak katıldıkları “sipariş projeler”, sanayinin ileride patentleşebilecek fikirleri olan araştırmacılara kaynak yardımı yapması anlamına gelen “Ar-Ge destekli projeler”, sanayi ve üniversitenin ortak yatırımı ile kurulan “Üniversite içi Ar-Ge laboratuarları”, üniversitenin ürettiği ve kendisinin kullanmasına imk ân bulunmayan teknolojilerin lisanslarını sanayiciye satması olarak tanımlanan “sanayide teknoloji lisanslama”, sanayi ile üniversitenin ortaklaşa ” Ar-Ge mühendisi / elemanı yetiştirmesi” için insan kaynağı alanında, sanayicinin ihtiyacı olan kalifiye ara elemanların yetiştirilmesinde “Teknik okulların desteklenmesi” olarak insan kaynağı alanlarında işbirlikleri olarak sıralayabiliriz.

Türkiye’de üniversite-sanayi işbirliği gelişimi ve bilim insanının saygınlığı konusundaki görüşleriniz nelerdir?
Türkiye’de bilim ve teknoloji birbirinden çok farklı algılanıyor. Artık Ar-Ge çalışmalarının içinde hem bilim hem de teknoloji olduğu işletmeler tarafından anlaşılmalıdır. Japonya’yı incelediğinizde üniversite ve sanayi işbirliğinin gelişmesinin yüz yılda gerçekleştirildiği görülür. Bu anlamda ilk birliktelik 1886’da kurulan Tokyo Imperial Üniversitesi sanayi ile işbirliğine başladı. Fakat üniversite-sanayi işbirliğinin istenilen seviyeye gelmesi 1995’ten sonra sağlanabildi. Bize düşen, ”Bu süreci nasıl kısaltabiliriz?” sorusuna cevap bulmaktır. Yukarda da bahsettiğim gibi Türkiye’de üniversite-sanayi işbirliğini yeterli görmüyorum. Sanayinin üniversite ile işbirliğinden beklentileri yüksek değil. Sadece “iyi yetişmiş” mezun istiyorlar. Üniversitelerimizde sanayinin tüm temel bilimlerde araştırma yapabilecek laboratuarları kurulabiliyor. Yeterli İnsan kaynağının olduğuna da inanıyorum. Üniversitelerimiz ne kadar destekleniyor? Üniversite öğretim görevlileri hiçbir ek gelire ihtiyaç duymadan yüksek standartlarda yaşayabiliyorlar mı? Bu durum onlar için ek iş demek olan sanayi işbirlikleri ile ilgilenmelerine engel teşkil ediyor mu? Ayrıca üniversitelerde alınan patentler kime mal ediliyor? Bu durum araştırmacıların hakları kendilerine ait olmayacak teknolojiler için çaba harcamasını teşvik ediyor mu? Bunların ve bunların tanımlandığı mevzuat yapısının acilen elden geçirilmesi gerekmektedir.

Konuyla ilgili gelişmiş ülkelerden örnekler verebilir misiniz?
Yine Japonya’dan örnek vereceğim. Japonya’da üniversite – sanayi gelişmesine sebep olan en büyük etken şu anda üçüncü adımı uygulanan “Japonya Bilim ve Teknoloji Planı”dır. İlk adımı 1996-2000 arasını kapsayan planla beraber 4 yıl için 149 milyar dolarlık kaynak bilim ve teknoloji araştırmalarına ayrıldı. İkinci adım 2001-2005 arasında uygulandı ve 4 yıl için 210 milyar dolar kaynak ayrıldı. Üçüncüsü ile de 2006-2010 arasında uygulanıyor ve 4 yılda 230 milyar dolar tutarında bilim ve teknoloji yatırımı yapılacak.
Bununla yetinmeyen Japonya 1999’da patentleşen araştırmayı yürüten öğretim görevlilerinin patent gelirlerinden pay almasını sağladı. 2002’de geniş kapsamlı fikri mülkiyet hakları düzenlemeleri yapıldı ve 2003’te üniversite – sanayi işbirliğini desteklemek için vergi indirimleri kanunlaştırıldı. İlk adımda 10 bin doktora öğren-cisinin araştırması desteklendi, ikinci aşamada Ar-Ge ulusal öncelikler arasında en üst sıraya yerleştirildi ve 50 yıl içinde 30 Nobel ödülü kazanılması hedeflendi. Üçüncü aşamada ise yaşlanan nüfus ve Asya’daki yükselen ülkelere karşı bilim ve teknoloji üstünlüğün korunması için gerekli adımların atılmasına karar verildi.

Gelişmiş ülkeler ve uluslar arası şirketler incelenerek bizde bu çalışmaların nasıl yapılacağı ve aradaki mesafenin nasıl kapatılacağı acilen planlanmalıdır. Ülke olarak yılda Ar-Ge’ye ne kadar para ayırabiliyoruz. Bundan da önemlisi ayrılan bu paraları nasıl kullandırıyoruz. AB fonlarına yarım milyar Euro’yu ülke olarak koyarken bunun ne kadarını kullanabiliyoruz?
Türkiye kendisine has “Bilim ve Teknoloji Planı”nı acilen yaparak yürürlüğe koymalıdır. Bu planın içeriği ve hedefleri olmalıdır. Bu hedefler kısa ve uzun vadeli hedefleri içermelidir.
Üniversiteler ve şirketler tarafından alınan yıllık patent sayımız nedir? Bunların ne kadarı ekonomiye kazandırılabiliyor? Sanayicinin Ar-Ge’ye bakış acısını nasıl değiştirebiliriz? Ulusal ve Uluslar arası fonlardaki paraları daha rahat ve verimli nasıl kullanabiliriz? Yasal mevzuatımızı yeniden düzenleyerek nasıl günün şartlarına uyarlayabiliriz? Bu anlamda devlete, üniversitelerimize ve sanayicimize ne tür görevler düşmektedir? Bunların acilen masaya yatırılarak hızlı bir şekilde sonuçlandırılması gerekir.

“Bilim ve Teknoloji Planı”nda koyulacak hedeflere ulaşmak için hangi adımların atılması gerekir?
Öncelikle bilim ve teknoloji politikasının toplum ve kurumlara benimsetilmesi gerekmektedir. Bu anlamda ulusal potansiyeli en yüksek seviyeye çıkarmalıyız. Bu politika cumhuriyetimizin 100. Yılı olan 2023’te Türkiye’nin yaşanabilir en ideal ülke olması amacına yönelik, kendisinin planlayarak üreteceği ve ürettiğini satacağı bilgi donanımı-na sahip olmasını sağlamalıyız.
2023’e giden yoldaki politikaların gerçekle-şebilmesi için aşamalı hedefler belirlen-melidir. Bu hedefleri; Öncelikle “eğitim, eğitim, eğitim, …”
Bilgi üretiminde “Foton sıçraması” yapmalıyız ki aradaki farkı kapatabilelim. Bunun yanında toplumun bilgi düzeyini de yükseltmeliyiz. Diğer bir önceliğimiz söylemden çok eylemde bulunmalıyız. Bizde herkes her şeyi biliyor ve her şeyi söylüyor. Söylediğinizi yapın dediğiniz zaman sonuçlarını hepimiz görüyoruz ve yaşıyoruz.

Bu hedeflere ulaşmak için ülke olarak sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı sağlamalıyız. Dünyanın güvenilir ülkesi olmayı sağlayarak bunun sonucunda bilim adamlarının rahatlıkla çalışabileceği ortamları hazırlamamız gerekmektedir. Yurt dışına çıkan beyinlerimize ve içerde olanlara gerekli değer ve desteklerin verilerek bu beyinlerden Bilim ve Teknoloji planında istifade etmeliyiz. Ticarileştirebileceğimiz projelere ağırlık vermeliyiz. Bu strateji çerçevesinde öncelikli olarak yenilenebilir enerji kaynakları, Bilişim ve Sağlık Teknolojileri, Savunma, Eğitim, Çevre Bilimi, Nano-Teknoloji ve yeni malzemeler gibi alanlara gerekli desteği sağlayarak araştırmalara öncelik verilebilir..

Hangi modele dayanırsa dayansın Üniversite ve Sanayinin işbirliği yapmalarının sonucunda Nitelikli insan yetiştirilmesi, Üniversitenin mevcut ve potansiyel imk ânlarının sanayiye aktarılması, Sanayi kesimi imk ânlarının üniversiteler tarafından değerlendirilmesini sağlamakla mümkün olacaktır.

Eğitim süreci sonunda, uygulama ve teorinin birlikte uyumu sağlanamıyorsa, öğrencilerin is hayatının zorluklarıyla basa çıkması ve kendini yeniliklere adapte etmesi oldukça güç olacaktır Her geçen gün küreselleşerek küçülen ve hızla değişen dünyamız şartları, yeni yapılanmalar içindedir. Bununla birlikte gelişen teknoloji ve bilgi çağının getirdikleri, geride kalmayı yada yerinde stabil bir yapıyı asla kabul etmemektedir. Bu kapsamda yarış, rekabet, hizmetler ya da üretim sektöründe ve her alanda devam etmektedir. Bu yarışta başarılı olmak ve en önde olmak, makro düzeyde her ülkenin, mikro düzeyde her sektör ve isletmenin var oluş amacı ile ayrılmaz bir bütünlük içindedir.

Eroğlu, bu noktada devlete önemli görev düştüğünü belirterek, mevzuatın iyileştirilmesinin yanı sıra; Yaşayan işletmelerin yenilikçi düşünce ve yeteneklerini geliştirmeye, aynı zamanda teknolojiye dayalı yeni bir girişimci ruhunu başlatmayı amaçlayan, finansmanın yolunu açacak, bilgi erişimi ve paylaşımını sağlayacak, evrensel pazarlamayı güçlendirecek, hızlı büyümeyi ve gelişmenin önünü açacak mevzuata yapısallık kazandırılmasının zorunluluğuna da işaret etti.

Bu sorunlar nasıl aşılabilir?
İlk önce fikri mülkiyet haklarında ilerlemeler kaydedilmeli. Sonra hükümetin üniversitelere verdiği teşvikler dengelenmeli. Bu sayede üniversiteler sanayi ile işbirliğine yaklaştırılabilir. Laf olsun diye yapılan Ar-Ge anlaşmalarından hiçbir sonuç çıkmıyor. Sonuca ulaşmak için üniversitelerin herhangi bir ürünün nasıl üretildiğini anlamaları gerekiyor. Araştırmacılar sanayinin gerçeklerini anlamalılar ki işbirliğine daha da yakın olsunlar. Ar-Ge projelerine olan destek artırılırsa pek çok başarılı proje hayata geçirilebilir.

Şirketler hangi konularda üniversitelerle Ar-Ge ile işbirliği yapacaklarını belirlerken üniversitelerimizin de hangi Ar-Ge’lere destek verebileceklerini iyi belirlemeleri gerekir.
Sağlıklı bir işbirliği projesi kurgulayabilmek için öncelikle şirketin önem verdiği iş kolları ve bu iş kollarının teknolojik ihtiyaçları belirlenmeli. Bu teknolojilerin hangisi rekabet edebilir, pazarlanabilir ve daha az araştırılmış ise ona odaklanmamız olası riskleri azaltmak, üniversiteler için işbirliğini cazip kılmak ve hemen ticarileştirebilmek açısından önem arzetmektedir. Hangi üniversite ve araştırmacı ile işbirliği yapabileceğimize gerçek Ar-Ge potansiyelini belirleyerek karar verilmeli. Her proje için ayrı bir işbirliği stili seçilebilir. Projelerde hem şirket içindeki hem de üniversitedeki insan kaynağının kalitesini arttırmasına yönelik çalışmalar yapılmalı.

Değişen teknolojilere ayak uydurabilmesi için mevcut ara elemanlara gerekli eğitimlerin verilmesi sağlanmalıdır. Bugün Türkiye’de üniversitelerimiz ile sanayicilerimizin buluşma noktaları olarak; teknoparklar’ın geliştirilerek çoğaltılmaları gerekir. Teknoloji transferlerinin sıkı işbirliği sayesinde geliştirilecek teknolojilerin ticarileştirilmeleri gerekir. Ar-Ge desteklerinin devlet eliyle acilen artırılması gerekmektedir. Stajyer ve kalifiye ara eleman yetiştirilmesinin üniversite ve Teknik okullarımızda okuyan öğrencilerin sanayinin içerisinde yer almaları sağlanmalıdır. Bunların gerçekleştirile-bilmesi için de, finans yeterliliği noktasında devletin desteğinin sağlanması gerekmektedir. Son olarak üniversitelerimize şunu öneriyorum; Teknoloji alanında bilgi toplayan, istihbarat yapan, toplanacak bilgileri tasnif ve düzenleyen, paylaşımı sağlayacak ve hızla gelişen teknolojiyi takip eden birimlerini acilen kurmaları gerekir.

Sanayicilerimize de şunu öneriyorum; Üretimde kullanacağınız teknolojiler diğer ülkelerin eskimiş teknolojilerini yüksek maliyetlerle satın alarak üreteceğiniz teknolojiler olmasın. Bunun yerine, Ar-Ge’ye dayalı, inovatif, rekabet edebilir, pazarlanabilir projelere ağırlık verecek yeni iş planlamalarınızı acilen yapmalısınız. Unutmayın ki hangi işi yapıyorsanız yapın, her iş nihayetinde bir pazarlama işidir.

Bu hedeflere ulaşmak için ülke olarak sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı sağlamalıyız. Dünyanın güvenilir ülkesi olmayı sağlayarak bunun sonucunda bilim adamlarının rahatlıkla çalışabileceği ortamları hazırlamamız gerekmektedir. Yurt dışına çıkan beyinlerimize ve içerde olanlara gerekli değer ve desteklerin verilerek bu beyinlerden Bilim ve Teknoloji planında istifade etmeliyiz. Ticarileştirebileceğimiz projelere ağırlık vermeliyiz. Bu strateji çerçevesinde öncelikli olarak yenilenebilir enerji kaynakları, Bilişim ve Sağlık Teknolojileri, Savunma, Eğitim, Çevre Bilimi, Nano-Teknoloji ve yeni malzemeler gibi alanlara gerekli desteği sağlayarak araştırmalara öncelik verilebilir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.